Hemen herkesin bildiği, hukukta çok temel bir kural var: Usul, esastan önce gelir. Çünkü usul bozulduğunda, ne kadar çok hukuki gerekçe olursa olsun, doğru olan bile yanlış görünür.
Cumhurbaşkanı çıkıp “Turpun büyüğü daha heybede.” diyorsa ve bir davanın geleceğini ilan ediyorsa, o dava daha başlamadan bitmiş, ya da gölgelenmiştir diyebiliriz.
Yargının bağımsız olması gerekirken, yargı bir işaretle harekete geçiyorsa, o artık hukuk değildir.
Siyaset, hukukun önüne geçtiği an, orada adaletten söz etmek mümkün değildir.
Ekrem İmamoğlu’na açılan dava tam olarak budur:
Bir siyasi operasyonun, hukuki kılığa sokulmuş hâlidir.
Usul yok sayılmış, bağımsızlık ortadan kalkmış, karar çoktan verilmiştir.
Bir mahkeme kararı olabilir bu.
Ama bir hukuki karar değildir.
Ve toplumun vicdanında hiçbir karşılığı yoktur.
Yargı, Ekrem İmamoğlu’nu değil, kendini tutsak almıştır.